HAD BETTER
“HAD” genellikle have‘in past formu’dur. Fakat “had better” ifadesinde “had” bir idiom (deyim)’ in bir parçasıdır, “have”in past’ı değildir ve manası da “present” ya da “future” dur.
Had kendinden önce gelen özne ile birleşebilir ve‘d (I’d, you’d, etc.) şeklinde yazılır.
1- Expresses advice and warning:
(Uyarı ya da öğüt bildirir:)
- You had better work harder, or you will fail. (1)
- Daha çok çalışsan iyi olur, yoksa sınıfta kalırsın.
- You had better not go now. (2)
- Şimdi gitmesen iyi olur.
- Had we better let him know? (3)
- Ona haber versek iyi olur mu?
- Yes, we had better. (4)
- I had better phone him, hadn’t I?
— Onu telefonla arasam iyi olur, değil mi?
Örneklerde görüldüğü gibi “had better“ bir işin yapılmasının iyi olacağını kuvvetli bir uyarı ya da öneri olarak belirtmek için kullanılır (1).
Olumsuz şeklinde “not” sözcüğünün “better” kelimesinden sonra kullanıldığına (2) dikkat ediniz.
Soru şeklinde sadece “had” başta söylenir(3).
Kısa yanıtta “had beter” tekrarlanır (4).
Değil mi? (Question tag) sorusuna yalnızca “had” kullanılır (5).
2- Expresses past time or past in the future with “had better have + past participle”:
- You had better have got ready by the time I come back OR
you had better be ready when I come back.
- Ben geldiğimde hazırlanmış olursan iyi olur.
15 Eylül 2007 Cumartesi
HAD BETTER
Gönderen
CRYSIS
zaman:
07:27
0
yorum
Etiketler: HAD BETTER
USED TO
USED TO
“Use” kelimesi tek başına “kullanmak” anlamına geldiği halde “used to + V1” kalıbıyla kullanıldığında geçmişte yapılan fakat artık yapılmayan alışkanlıkları, tekrarlanan eylemleri, durumları ya da şu anda yapmaya alıştığımız davranışlar ifade eder. Olay geçmişte meydana geldiği için “use” kelimesinin past (geçmiş) hali olan “used” kullanılır.
(Simple Past Tense ile ilgili bilgilerinizi tazelemek için tıklayınız.)
Örnekler:
Olumlu cümleler:
1- Geçmiş zamandaki bir alışkanlık ya da tekrarlanan eylemler:
I used to cry very much when I was a child. (Now I don’t)
V1
Çocukken çok ağlardım (artık ağlamıyorum).
He used to work hard when he was a student.
Öğrenci iken çok çalışırdı.
People used to help each other twenty-thirty years ago.
Yirmi-otuz yıl önce insanlar birbirlerine yardım ederlerdi.
When I was a student, I used to take notes during the lesson.
Ben öğrenci iken derste not tutardım.
I used to ride a bike when I was five.
His father used to work in İzmir but now he works in Istanbul.
They used to watch cartoons.
Fifteen years ago students used to go to library to study their lessons.
Örneklerde görüldüğü gibi geçmişte alışkanlıkları ya da tekrar edilen bir işi anlatmak için “used to” kullanılır.
2- Geçmişte var olan bir durum:
Ten years ago there used to be a lot of fish in the rivers. (But now there isn’t anymore)
On yıl önce nehirlerde çok balık vardı (artık yok).
There used to be a piece of land in the place of the Aegean Sea long ago.
Çok eskiden Ege Denizinin yerinde bir kara parçası vardı.
Örnekte görüldüğü gibi geçmişteki hal ve durumları anlatmak için de “ there used to” kullanılır.
3. Şu anda yapmaya alıştığımız davranışlar:
I am used to hot weather.
Sıcak bir ortamda yaşamaya alışkınım.
I am not used to the cold weather, but I will get used to the cold weather in Erzurum.
Soğuk ortamda yaşamaya alışkın değilim fakat Erzurum’da alışacağım.
Örnekte görüldüğü gibi şu andaki alışkanlarımızı ifade ederken “be used to” kullanılır. “be” nin present halde kullanıldığına dikkat ediniz.
Olumsuz cümleler:
Olay geçmişte meydana geldiği için olumsuz yapmak için “did” yardımcı fiili kullanılır. “did” yardımcı fiili kullanıldığı içinde “used” fiilindeki (ed) eki kaldırılır.
When I was a child I didn’t use to behave naughtily.
Ben çocukken yaramazlık yapmazdım.
There didn’t use to be any tree on this hill.
Bu tepede hiç ağaç yoktu.
There didn’t use to be any computer thirty years ago.
Fifteen years ago students didn’t use to go to internet cafe to study their lessons.
There didn’t use to be any traffic problem in Istanbul twenty years ago.
He didn’t use to smoke last year.
Geçen yıl sigara içmiyordu.
There didn’t use to be any bedsteads in my village when I became a primary school teacher, but now there is one or two bedsteads in every house.
İlkokul öğretmeni olduğumda köyümde hiç karyola yoktu, fakat şimdi her evde bir iki karyola var.
Soru cümleleri:
Olay geçmişte meydana geldiğinden soru cümlesi yapmak için “did” yardımcı fiili cümlede özneden önce kullanılır. “did” yardımcı fiili kullanıldığı içinde “used” fiilindeki (ed) eki kaldırılır.
Did you use to go to the cinema?
Sinemaya gider miydiniz?
Did there use to be a theatre here?
Burada bir tiyatro var mıydı?
Did you use to smoke last year?
Geçen yıl sigara içiyor muydun?
HAVE TO
HAVE TO
Have to, have got to, ve must temelde aynı anlama sahiptirler. Bu modal’lar zorunluluk, gereklilik, ve zaruret ifade ederler.
“I have a very important test tomorrow. So, I have (got) to (must) study tonight”,
örneğinde olduğu gibi.
“Have to” günlük yazı ve konuşma dilinde “must” dan daha sık kullanılır. “Have got to” genellikle, sadece resmi olmayan yazı ve konuşma dilinde kullanılır.
Günlük konuşulan İngilizcede “have to” ( “hafta” ) , “has to” ( “hasta”) , ve “have got to” (“gotta”) şeklinde telaffuz edilirler.
- I have to ( “hafta”) go downtown today.
- Rita has to (“hasta”) go to the bank.
- I have got to (“gotta”) study tonight.
“Have to”, “have got to”, ve “must” (zorunluluk bildirdiği durumlarda)’ın past formu “had to” dur.
“I had to study last night” örneğinde olduğu gibi.
“Have to” ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra genel örneklere geçebiliriz:
1- Generaly expresses inescapable outside obligations (something that
somebody wants to do, or a law, etc.):
- I have to do my military service at once.
- Askerliğimi hemen yapmak zoundayım/mecburiyetindeyim.
- A passencer has to buy a ticket on the bus.
- Yolcunun otobüste bilet alması şarttır ( mecburidir.)
- He doesn’t have to do his military service at once.
- Askerliğini hemen yapması gerekmiyor.
- I had to do my military service at once.
- Askerliğimi hemen yapmam gerekiyordu/yapmak zorunda idim.
Örneklerde görüldüğü gibi have to her tense’de ve genellikle başkalarından, kanunlardan, geleneklerimizden gelen ve yapmaktan kaçınamayacağımız bir işi yapmak için kullanılır. Must ile aynı anlamdadır. Past, future ve conditional durumlarda must yerine kullanılır.
Simple present ve simple past tense ’de soru ve olumsuz biçimleri uygunluğuna göre do, does ya da did ile yapılır. Örneğin:
- I (you, we, and they) have to do it.
- I (you, we, and they) don’t have to do it.
- Do I (you, we, and they) have to do it?
- He/she has to do it.
- He/she doesn’t have to do it.
- Does he/she have to do it?
- I (you, he, etc.) had to do it.
- I (you, he, etc.) didn’t have to do it.
- Did I (you, he, etc.) have to do it?
2- Expresses absence of necessity referring to the past with
didn’t have to:
- I didn’t have to go to the barber to have a shave because I
had an electric razor.
- Traş olmak için berbere gitmeme gerek yoktu, çünkü traş
makinem vardı.
3- Lack of necessity
- You don’t have to go there if you don’t want to.
- Eğer istemiyorsan oraya gitmek zorunda değilsin.
- I finished all of my homework this afternoon. So I don’t have
to study tonight.
- Bu öğleden sonra bütün ev ödevlerimi bitirdim.Bundan dolayı bu
akşam ders çalışmak zorunda değilim.
- Tomorrow is a holiday. Therefore Mary doesn’t have to go to
class.
- Yarın tatil.Mary. Bu yüzden Mary okula gitmek zorunda değil.
“Don’t/doesn’t have to” herhangi bir şeyin ihtiyacının yada zorunluluğunun olmaması fikrini ifade eder.
OUGHT TO
OUGHT TO
1- Obligation, duty, and advice (Mecburiyet, yükümlülük ve nasihat):
- You ought to eat less if you want to keep fit.
— Formunu korumak istiyorsan daha az yemelisin.
- You oughtn’t to eat so much if you want to keep fit.
- Formunu korumak istiyorsan fazla yememelisin.
- Your marks are poor, you ought to study harder.
- Notların zayıf, daha sıkı çalışmalısın/çalışsan iyi olur.
2- Probability or possibility (Olasılık):
- He got a good mark in the exam. He ought to be happy.
- Sınavda iyi not aldı.Mutlu olmalı/herhalde mutludur.
3- Expresses a duty which hasn’t been done or fulfilled expectation with
- Your marks are very poor. You ought to have studied harder.
- Notların çok zayıf, daha çok çalışmalıydın/daha çok çalışman gerekirdi (ama çalışmamışsın.)
- You oughtn’t to have neglected your lessons.
— Derslerini ihmal etmemeliydin.
Örneklerde görüldüğü gibi “ought to have + past participle” geçmişle ilgili bir ödevin yapılmadığını; olumsuz şekliyle de yapılan hatayı belirtilir.
MUST
MUST
“Must” bir şeyin yada bir durumun “çok gerekli yada zorunlu” olması anlamındadır ve bu gerekliliği ya da zorunluluğu yerine getirmekten başka çaremiz yoktur. Günlük yazı ve konuşma dilinde “HAVE TO” dan daha az sıklıkla kullanılır.
Bu genel açıklamadan sonra konuyla ilgili örneklere bakalım:
1- Necessity and strong orders or advice (Gereklilik ya da zorunluluk):
- Everybody in a family must work.
- Ailede herkes çalışmalıdır.
- We must save up some money for the future.
— Gelecek için biraz para biriktirmeliyiz.
2- Obligation referring to present or future (Mecburiyet):
- We must stop when the light is red.
— Trafik ışığı kırmızı yandığında durmalıyız.
- You must pay our debt immediately.
- Borcunu hemen ödemek zorundasın/ödemelisin.
3- To learn the wishes or intentions of the man we are talking to
(Birisinin niyetini ya da isteğini öğrenmek için kullanılır):
- Must I open the windows?
— Pencereleri açmak zorunda mıyım?
- Why must you see him?
— Onu niçin görmen gerekiyor?
4- Prohibition and command with mustn’t
(Yasaklama ya da direktif verme):
- You must not smoke on a bus.
— Otobüste sigara içmemelisiniz/sigara içmek yasak.
5- Deduction, logical conclusion (durumdan mantıksal sonuç çıkarma):
A: Nancy is yawning. (Nancy esniyor.)
B: She must be sleepy. (Uykusu gelmiş olmalı.)
Logical conclusion:
C: Amy plays tennis everyday. She must like to play tennis.
Amy her gün tenis oynuyor. O tenisten hoşlanıyor olmalı.
Necessity:
D: If you want to get into the movie theatre, you must buy a ticket.
Eğer tiyatroya girmek istiyorsan bilet almalısın.
“must”ın, “C” cümlesinde olduğu gibi mantıksal bir sonuç çıkarma
ve “D” cümlesinde olduğu gibi bir gereklilik ifade ettiğine
dikkat ediniz.
Negative logical conclusion:
E: Eric ate everything on his plate except the pickle. He must not
like pickles.
Eric, turşudan başka tabağındaki her şeyi yedi. O turşudan
hoşlanmıyor olmalı.
Prohibition:
F: There are sharks in the ocean near our hotel. We must not
go there.
Bizim otelin yakınında okyanusta köpek balıkları var.
Oraya gitmemeliyiz.
“Must not”; “E” cümlesinde olduğu gibi olumsuz mantıksal sonuç çıkarma ve, “F” cümlesinde olduğu gibi bir yasaklama ifade ettiğine dikkat edin.
6- In indirect speech (Dolaylı anlatım):
- He said we must stop when the light is red.
- Kırmızı ışık yandığında durmamız gerektiğini söyledi.
7- Expresses strong possibility/thought about the past with
must have + past participle (Kuvvetli ihtimal ya da düşünce):
- The man is not breathing, he must have died.
— Adam nefes almıyor, ölmüş olmalı/olsa gerek.